sokak buz keserken içinin sil baştan ısınmasını kusursuz tarif edebilmek istiyor bu kadın günlerdir.
oysa ne kadar özenirse, o kadar eline yüzüne bulaşacak.
özenmemesi mümkün değilse, tarifi de mümkün olmayacak.
o zaman bu küçük kadın, tarifi falan artık bir kenara bırakacak.
kısacık günlerine ilk defa, aynaya gülümsemekle başlayacak.
saçlarını şöyle bir savurup içinden kikirdeyecek, kimse duymayacak.
kocaman gözlerinde tutamayıp taşırdığını, ilgili bir çift göze akıtacak.
doyulmaz sarılmaları deliksiz uykulara yorgan yapacak.
fantastik rüyalarını bir daha görmese aramayacak.
kilitte dönen anahtar sesi tatsız bir sanrı olmayacak.
sabahlar yine uykuya dolan kahve kokusuna uyanacak.
diş fırçası bir daha yalnız kalmayacak.
karşı koltuk artık boş durmayacak.
fincanlar yine ikişerli gezecek.
çamaşır sepeti birdenbire dolacak.
kedi soran gözlerle bakmayacak.
zildeki isimlerin karşılığı olacak.
sessizlik çaresizlikten gelmeyecek.
planlar iki porsiyona çıkacak.
ismin tek hali, kendinin tadına varacak.
tekin çift hali, hiç olamadığı kadar bütün olacak.
ve bakışlar, ve duruşlar, ve dokunuşlar, birden nasıl da farklılaşacak.
ve anlamak, ve anlatmak, ve tastamam olmak, artık nasıl da kolaylaşacak.
ah bu kadın yok mu, bu minik kadın,
kırmızıyı yine kendine saklayıp, nihayet sarıya dönen ışıkta, sabırsızca yeşile duracak.
20091219
20091213
susmak öldürür. bırakmak için yardım isteyin.
"şimdi ben önceye dönsem,
önlerden bir yer beğensem,
sussam, sadece izlesem,
gözlerime inanır mıyım?"
benim laflarım bunlar. iki hafta kadar önce, kendime sessizce ettiğim. içimden.
şimdi birkaç gündür, büyük yanlışım belki buymuş diyorum. içimden, içimde, içime konuşmak.
bir sınıf düşünüyorum, önlerindeki kitapları içlerinden okuması söylenmiş çocuklarla dolu. okuyor onlar da. ses yok. kapıyı çalıp giriyorum. hepsi bana bakıyor, başlarıyla değil ama gözleriyle. selamlaşmıyorum. kendimi tanıtmıyorum. hayatın en büyük ironisini üç dakika önce farketmiş gibi gülümseyen yüzümle duruyorum. ağzımı açmadan ve böylece ifademi bozmadan, tahtaya gidiyorum. kırmızı bir tebeşirle siyaha harf dizmeye başlıyorum. solağım, tuhaf görünüyorum. harfler bitiyor. sınıfa bir bakıp, bozmadığım ifademi de alıp, girdiğim kapıdan çıkıyorum. başlar içinden okuyor: "dışınızdan okuyun"
sekiz ay sonra bir çarşamba günü, ilk defa, sesimi duyarak konuşmaya giderken, elbette bunu düşünmüyordum. bilmiyordum ne olacağını. sadece gidiyordum. sadece, "daha kötü olamaz ya," diyordum. soğuktu, yürüyordum. kışın ne ara geldiğini farketmediğimi düşünüyordum. sağa sola kaçışmak isterken yüzüme dolaşan saçlarımla kavga ediyordum. saçlarımı yakmadan sigaramı içiyordum. belki de yakıyordum. umursamıyordum. hedef verilmişti, yürüyordum. yarım saat sonrasını bilmiyordum. ve açıkçası, düşünmüyordum.
hedefe önce ben vardım. "marifet mi yani?" dedim. oturduğum yerde düğümlerim rahat durmuyordu. ilgilenmedim. boş gözlerimi sokağa diktim, köşeyi dönmesini bekledim. her durumda gülümseyerek gelişini hayal ettim.
hayalim beni yanıltmadı. şüphesiz emin ellerdeydim. kaçmasına fırsat vermedim. sarıldım, o da vermesin istedim. sarılınca mı farketmeliydim kaçanın ben olduğumu aylardır? beni defalarca iyi etmiş kokusunu duymak için niye bu kadar beklemiştim? omzuna yüzümü gömmüş, paltosunu ıslatıyordum açıkça. bırakmıyordu. fırsat vermeyecekti kendimden kaçmama daha fazla. "nolcak şimdi?" dedim. "ne istersen," dedi. ben ne istiyordum? niye gelmiştim, bilmiyordum. derin bir nefes aldım. "vaktin var mı yeterince?" dedim. "seninim," dedi.
açtım ağzımı, sesimi duydum.
sekiz ay konuştum, sekiz saate tekabül etti.
"günlerden bir gün ben, önceye döndüm.
kuşbakışı bir yer beğendim, oturdum.
susmadım, düşünmedim, sadece konuştum.
kulaklarıma inanabildim mi?"
20091208
20091207
neredesin dnzkz?
neredeyse iki aydır bakıyorum, bir satır yazılmamış. varsa yoksa bir takım çalıp çırpmalar.. işbu sokakta biriken kedilerin artışı hatırına olsun bir iki kelam etmez mi halbuki insan? takip edilmenin gözle görülmez, elle tutulmaz sorumluluğu ne de çabuk unutulabiliyor böyle.
"olmaz!"
öte yandan, ihtiyacı olanı yapıyor belki de. ifade etmeme özgürlüğüne sığınıp susuyor uzun aralıklarla. dirsekler dizlere yaslı, yanaklar avuçlara gömülü ve derin nefeslerle somurtarak. ve bu formu mutlaka koruyarak, tekdüzelikten karmaşaya uzanan yamuk yumuk bir doğrunun iki ucunda oturuyor belki dönüşümlü olarak. malzemede bir yokluk yaşıyor, bir çokluk.
"anlaşılabilir.."
velhasılı kelam, kayıp hissediyor. bir eliyle kendini çekiştirip, bir eliyle geri oturtuyor. ayağa kalkmalarının verdiği tatlı güvene kendini şöyle güzel bir denizci düğümüyle tutturamıyor bir türlü. çözülen her başarısız düğümle beraber, oturmalarına rengarenk ve sıcacık kılıflar buluyor. o kılıflarda mışıl mışıl bir kış uykusu çekiyor. o uykularda, hiç tanımadığı insanların hiç bilmediği yerlerdeki hiç görmediği evlerine yatıya gidip, sandalyeleri havalandıran sinir bozucu gülüşlü sükunet yüklü adamlar ve tazecik haşlanmış şıpır şıpır damlayan deniz börülcesinden saçlarla uğraşıyor.
"iyi günler. rüya tabirli iç sıkıntısı profesörünüzle görüşebilir miyim acaba?"
"tabi. hatta kalın lütfen.."
20091120
niyet tavşanı der ki:
"bana bak. seni alan adam yaşadı. çünkü neden? bir, sen kolay kolay yaşlanmazsın. iki, içki falan içiyosa, hiç meze hazırlamana gerek yok. alsın seni oturtsun karşısına. meze gibisin."
20091109
20091020
20091014
"efe"ye
burada dalgaların sesi duyulur değil.
günler parlak değil, sıcak hiç değil.
yaprak kendine kımıldıyor burada, deniz kendini tuzluyor.
insanlar burada da konuşuyor, ama sana bana ona değil.
kedi köpek gözüne bakmıyor.
arabalar selam çakmıyor.
kumlar evlere akmıyor.
akıllar aklını almıyor.
duvarlar yolları kaplıyor.
serinler sıcağı haklıyor.
suretler aslını saklıyor.
anlar sıkıntıdan patlıyor.
güneş sarı ama yakmıyor.
deniz mavi ama kokmuyor.
gece siyah ama bitmiyor.
ben kırmızı ama taşmıyor.
orası var, buradan kaçıyor.
burası yok, orayla yaşıyor.
günler parlak değil, sıcak hiç değil.
yaprak kendine kımıldıyor burada, deniz kendini tuzluyor.
insanlar burada da konuşuyor, ama sana bana ona değil.
kedi köpek gözüne bakmıyor.
arabalar selam çakmıyor.
kumlar evlere akmıyor.
akıllar aklını almıyor.
duvarlar yolları kaplıyor.
serinler sıcağı haklıyor.
suretler aslını saklıyor.
anlar sıkıntıdan patlıyor.
güneş sarı ama yakmıyor.
deniz mavi ama kokmuyor.
gece siyah ama bitmiyor.
ben kırmızı ama taşmıyor.
orası var, buradan kaçıyor.
burası yok, orayla yaşıyor.
20091007
20091004
burası neresi?
tuzlu kumlu
parçalı güneşli
kedili köpekli
tekli çiftli
yemeli içmeli
okumalı yazmalı
yüzmeli yatmalı
geceli gündüzlü
pencere önü denizli
dnzkz cenneti
parçalı güneşli
kedili köpekli
tekli çiftli
yemeli içmeli
okumalı yazmalı
yüzmeli yatmalı
geceli gündüzlü
pencere önü denizli
dnzkz cenneti
20090909
20090901
ilkbaharyazsonbaharkış
ilkokul takvimime yakışır biçimde, bugün itibariyle üşümeye başladığımı ilan etmek isterim.
ve bu gidişe bir dur deyip yaza dönmeyi de ayrıca talep ederim.
üç ayda bir yaz gelsin, hayat böylece kendini tekerrür etsin derim.
yaza yaza yaz gelsin, dallara kiraz gelsin.
evet sanırım budur son sözlerim.
20090819
ah ne bileyim..
yaz bana hiçbir zaman yetmedi.
kış ortasında aklıma üşüştü, ne dediysem gitmedi.
sıcakların bitmediği yerleri hep düşledim, elim ayağım yetmedi.
yazlarım sıcak ve kurak olmadığı gibi, kışlarım ılık ve yağışlı geçmedi.
ve zaten haziran, temmuz, ağustos, yılın sadece dörtte biri.
işbu paragraf bende kendimi bildim bileli değişmedi.
o zaman otuz yılın sonunda, belki bünyem artık göç etmeli.
ne yapmalı, ne etmeli,
bu diyarlardan gitmeli.
dedim,
dedim,
dedim de,
hala hep olduğum yerdeyim.
kış uykumu sabırla, üç ay için geçirmekteyim.
sağıma, soluma, önüme, arkama, her fırsatta “hadi” demekteyim.
ama belki dört yanım ayrı çektiği için, tam ortada dikilmekteyim.
boşta kalan elimle, gidenlere el etmekteyim.
bana “hadi” diyen tek bir kişiye, her nedense boş gözlerimi dikmekteyim.
işte bu aralar bunlarla cebelleşmekteyim.
elim kaleme gittiğinde hep bunları dökmekteyim.
diğer her türlü derdimi bunların etrafına süs etmekteyim.
gitsem bir daha gelir miyim?
gitmeyeyim de burada mı öleyim?
ben neyim, ne edeyim?
gitmelerden kalmalar beğeneyim.
kış ortasında aklıma üşüştü, ne dediysem gitmedi.
sıcakların bitmediği yerleri hep düşledim, elim ayağım yetmedi.
yazlarım sıcak ve kurak olmadığı gibi, kışlarım ılık ve yağışlı geçmedi.
ve zaten haziran, temmuz, ağustos, yılın sadece dörtte biri.
işbu paragraf bende kendimi bildim bileli değişmedi.
o zaman otuz yılın sonunda, belki bünyem artık göç etmeli.
ne yapmalı, ne etmeli,
bu diyarlardan gitmeli.
dedim,
dedim,
dedim de,
hala hep olduğum yerdeyim.
kış uykumu sabırla, üç ay için geçirmekteyim.
sağıma, soluma, önüme, arkama, her fırsatta “hadi” demekteyim.
ama belki dört yanım ayrı çektiği için, tam ortada dikilmekteyim.
boşta kalan elimle, gidenlere el etmekteyim.
bana “hadi” diyen tek bir kişiye, her nedense boş gözlerimi dikmekteyim.
işte bu aralar bunlarla cebelleşmekteyim.
elim kaleme gittiğinde hep bunları dökmekteyim.
diğer her türlü derdimi bunların etrafına süs etmekteyim.
gitsem bir daha gelir miyim?
gitmeyeyim de burada mı öleyim?
ben neyim, ne edeyim?
gitmelerden kalmalar beğeneyim.
20090811
ben dnzkz, nasılım?
epeydir takvime bakmıyorum. ama biliyorum aylardan ne, nasıl da hızlı geçti yaz, kaç yaşındayım falan.. takvim işaretlemeksizin aklımın bir kenarında yine de işliyor bir sayaç. ve ben bundan hiç memnun değilim.
galiba günleri sayarken daha yavaş geçiyor hayat. çünkü kaç gün geçtiğini bilmemenin lüksü, bilmeden geçen bilmemkaç günle yüzleşmeyi gerektiriyor her “bugün ne gün” deyişinde. onun için, "sayılı gün çabuk geçer" inancının aksine, saymamayı öneriyorum zaman geçsin isteyenlere. ben gibi zaman aktıkça korkanlar ise, bir takvim edinip işaretlemeye başlamalıyız her gün uykudan önce.
ve aslında pek de uyumamalıyız. zaman geçmesin diye. yatıp kalktıkça devrilen günleri, daha az yatıp kalkmakla daha seyrek devirmek hayatı da uzatır belki diye.
uzadıkça uzayan bir hayatla her ne yapmayı planlıyorsam..
planlamaktan çok, bekliyorum. beklerken planlar yapıyorum. planların uygulanacağı vakitleri bekliyorum. planlıyorum. bekliyorum. planlıyorum. bekliyorum. ama en çok bekliyorum. beklemekle geçen zaman toplanıp, ömrümüze eklensin istiyorum.
evet bir de, istiyorum. ve evet bazen çok şey istiyorum. ama istemeyen bir şey de alamazmış ya hani.. isteyenin bir yüzü kara diyorum, istiyorum da istiyorum.
ve kalan zamanda da, duruyorum.
böylece ben, zamanı yoksaydığımı sanarak, ama aslında geçmesinden korkarak, uykumun aleyhime işlediğini sayarak, uçsuz planlarıma beklemeler katarak, varsa yoksa istemekle yüzümü karartarak, duruyorum.
nasılım?
galiba günleri sayarken daha yavaş geçiyor hayat. çünkü kaç gün geçtiğini bilmemenin lüksü, bilmeden geçen bilmemkaç günle yüzleşmeyi gerektiriyor her “bugün ne gün” deyişinde. onun için, "sayılı gün çabuk geçer" inancının aksine, saymamayı öneriyorum zaman geçsin isteyenlere. ben gibi zaman aktıkça korkanlar ise, bir takvim edinip işaretlemeye başlamalıyız her gün uykudan önce.
ve aslında pek de uyumamalıyız. zaman geçmesin diye. yatıp kalktıkça devrilen günleri, daha az yatıp kalkmakla daha seyrek devirmek hayatı da uzatır belki diye.
uzadıkça uzayan bir hayatla her ne yapmayı planlıyorsam..
planlamaktan çok, bekliyorum. beklerken planlar yapıyorum. planların uygulanacağı vakitleri bekliyorum. planlıyorum. bekliyorum. planlıyorum. bekliyorum. ama en çok bekliyorum. beklemekle geçen zaman toplanıp, ömrümüze eklensin istiyorum.
evet bir de, istiyorum. ve evet bazen çok şey istiyorum. ama istemeyen bir şey de alamazmış ya hani.. isteyenin bir yüzü kara diyorum, istiyorum da istiyorum.
ve kalan zamanda da, duruyorum.
böylece ben, zamanı yoksaydığımı sanarak, ama aslında geçmesinden korkarak, uykumun aleyhime işlediğini sayarak, uçsuz planlarıma beklemeler katarak, varsa yoksa istemekle yüzümü karartarak, duruyorum.
nasılım?
20090807
buralardan oralara
oralardan buralara sesler düşüyor. bugünlük etti iki. üçüncüsü çok gelir.
benim sesim düşerse oralardan bir gün, buralarda size az gelir.
marifet oralarda kalmak. buralardan gidenler döner dolaşır geri gelir.
buralarda olmak son kararım değil. oralara düşmeden günler bana dar gelir.
20090731
fortune cookie'nin hakkı üçtür
you have remarkable power which you are not using.
you have a potential urge and the ability for accomplishment.
you have an unusual equipment for success, use it properly.
20090730
oldu olacak
tek bir cümleyle özetimi almak istesem, her deneme yeni bir cümle edecek.
sorsam yüz kişiye, biliyorum, kimse birbirini tekrar etmeyecek.
ve yine de kimse bana o cümleyi vermeyecek.
beni soracak yüz kişiyi nerede bulurum, o konuya kimse girmeyecek.
bundan sonra ben ne dersem o olacak.
kendime, ben ne dersem o olacak.
günler haftayı, haftalar ayları bulacak.
ben "iyi ol" diyeceğim, ben iyi olacak.
gece yarısını vurunca günler temizlenecek.
sabahlar yaşanılası günlere uyanacak.
şehir ben nereyi istersem orası görünecek.
ve hayat ileri geri sarılacak.
bastığım her yer denize dönüşecek.
bildiğim her yer kumla dolacak.
baktığım her şey kırmızı renkli,
duyduğum her şey kısık sesli,
dokunduğum her şey en lezzetli,
yaptığım her şey pek meziyetli,
düşündüğüm her şey herkes için en iyisi,
ve dilediğim her şey mümkün olacak.
bundan sonra ben ne dersem olacak.
ben "ol" diyeceğim, ben olacak.
20090729
gözegelen
gözkapaklarım gözlerimi kapatmıyormuş, öyle dedi.
gözlerim çok büyükmüş, kapakları yetmiyormuş, o dedi.
ben "hayır" dedim, "yetmiyor, görüyorum" dedi.
yetmiyor, görüyorum.
gözkapaklarım gözlerimi kapatmıyor,
ben aradan her şeyi görüyorum.
kapakları gözlerimi kapatsın.
her şeyi de görmek istemiyorum.
20090728
gibi
ben sizi okur, beni yazarım.
ve bana bakar, sizde kalırım.
ben beni okuryazarım,
size bakarkalırım.
siz sizi yazargeçer,
beni okurkalırsa,
daha çok yazarım.
20090723
terazi lastik gerçeklik
Hayalden gerçeğe bir sıradan lastik var.
Bir ucundan hayal tutuyor, bir ucundan gerçek.
Herkesin lastiği ayrı geriliyor.
Bir ucundan hayal çekiyor, bir ucundan gerçek.
Hayal ve gerçek,
Bir kaslanıyor, bir eriyor, bir yoruluyor, bir diriliyor.
Güçlü kalan güçsüzü çekiyor.
Lastik bir o yana uzuyor, bir bu yana kısalıyor.
Bir sağa yatıyor, bir sola yatıyor.
Bir hayal gerçek oluyor, bir gerçek hayali yutuyor.
Bazen hayal pes ediyor, lastiğini bırakıveriyor.
Gerçek böylece, sırtüstü zaferine düşüyor.
Lastiğini bırakmadan ve muhakkak ardına bakmadan, uzaklaşıyor.
Hayal silkinip peşinden koşuyor. Lastiğini tekrar sıkıca tutuyor.
Çekişme sil baştan başlıyor.
Lastik bir sola uzuyor, bir sağa çekiliyor.
Şimdinin çekişmeleri, geçmiş zaman oluyor.
Geçmişin çekişmeleri, gelecek zamanda bekliyor.
Geleceğin çekişmeleri, şimdiki zamanı yoruyor.
Lastikler uzuyor.
Lastikler kısalıyor.
Hayaller gerçek olmaya yarışıyor.
Bir ucundan hayal tutuyor, bir ucundan gerçek.
Herkesin lastiği ayrı geriliyor.
Bir ucundan hayal çekiyor, bir ucundan gerçek.
Hayal ve gerçek,
Bir kaslanıyor, bir eriyor, bir yoruluyor, bir diriliyor.
Güçlü kalan güçsüzü çekiyor.
Lastik bir o yana uzuyor, bir bu yana kısalıyor.
Bir sağa yatıyor, bir sola yatıyor.
Bir hayal gerçek oluyor, bir gerçek hayali yutuyor.
Bazen hayal pes ediyor, lastiğini bırakıveriyor.
Gerçek böylece, sırtüstü zaferine düşüyor.
Lastiğini bırakmadan ve muhakkak ardına bakmadan, uzaklaşıyor.
Hayal silkinip peşinden koşuyor. Lastiğini tekrar sıkıca tutuyor.
Çekişme sil baştan başlıyor.
Lastik bir sola uzuyor, bir sağa çekiliyor.
Şimdinin çekişmeleri, geçmiş zaman oluyor.
Geçmişin çekişmeleri, gelecek zamanda bekliyor.
Geleceğin çekişmeleri, şimdiki zamanı yoruyor.
Lastikler uzuyor.
Lastikler kısalıyor.
Hayaller gerçek olmaya yarışıyor.
20090720
20090719
dnzkz handwriting 13 pt
günün birinde, şimdi pek imkansız gelen o malum şeyi becerebilmiş olursam, "nasıl başladınız?" diyenlere gayet rahatlıkla "sıfırdan başladım" diyebilirim.
"yazardım ben. kağıt kağıt, defter defter, kaç sayfa lazımsa.. yok, hattat değilim. ve aslında pek tatlıdır canı sol elimin. ama hayat gailesi.. elyazısı lazım derlerdi. yazardım ben."
"nerden nereye.."
"evet.. hey gidi günler.."
"peki ya gençlere tavsiyeler?"
"okuduğunuz için teşekkürler.."
20090716
görenlerin veya duyanların..
neler hayal ettim ben?
neler yapmak istedim?
ne kadar istedim onları?
ne düşünüyodum neyime güvenirken?
kim gördü beni hayal ederken?
kim duydu?
bir adım öne çıksın lütfen görenler veya duyanlar.
evet lütfen çıksınlar.
bildiklerini bana da anlatsınlar.
ben hatırlayamıyorum.
20090610
-1+2=1
evet böyle.
2 ileri 1 geri.
ama ileri.
1 de olsa, ileri.
zaman da alsa, ileri.
geri de gitse, gerilediğinden ileri.
düşe kalka, ama ileri.
hem geç, hem güç.
hem de ileri.
-1+2=ileri.
2 ileri 1 geri.
ama ileri.
1 de olsa, ileri.
zaman da alsa, ileri.
geri de gitse, gerilediğinden ileri.
düşe kalka, ama ileri.
hem geç, hem güç.
hem de ileri.
-1+2=ileri.
20090604
20090521
dediğim gibi
dediklerim,
diyemediklerim,
demek istediklerim,
demeyi beceremediklerim,
desem de farketmeyecekler,
demesem asla bilinemeyecekler,
demediğim halde dedim farzedilenler,
dememe rağmen demedim zannedilenler,
desem de demesem de zaten dinlenmeyenler,
demedim dememek için düşünmeden denenler,
demekle olsa usanmaksızın defalarca denecekler,
demeden durulsa belki de kendiliğinden dinecekler,
denenler,
denmeyenler,
kendini tekrar edenler,
desem bir türlü,
demesem kim kime dum duma.
20090515
neyin var?
yok bişeyim.
sağlığım var.
ailem var.
sevgilim var.
arkadaşlarım var.
evim var.
kedim var.
sağlığım bozulabilir.
ailem ölebilir.
sevgilim sevmeyebilir.
arkadaşlarım küsebilir.
evim yıkılabilir.
kedim kaçabilir.
yok bişeyim.
20090514
i am no good
ben,
hayatımın büyük kısmını kendimden nefret ederek geçirdim.
bir büyük kısmını da kendime acıyarak.
ve üzülürdüm kendime, tiksinmediğim zamanlarda.
bugün artık yeni şeyler düşünüyorum kendimle ilgili.
yeni şeyler farkediyorum daha doğrusu.
haketmiyorum.
kendime acımak,
kendime üzülmek,
hep daha iyisini hakettiğimi düşünmekten gelir.
bence.
oysa ben haketmiyorum.
çünkü ben tam da kendimden nefret ettiğim gibiyim aslında.
ne acıdığım kadar yazık,
ne üzüldüğüm kadar haksızlığa uğramış.
ben tam da kendimden nefret ettiğim gibiyim aslında.
doğru/yanlış ve iyi/kötü hakkında konuşmayı pek iyi bildim.
her zaman ve her yerde ve herkesle ve her konuda.
ağzımdan çıkanlara bakıp, düşündüklerim bunlar demek ki dedim.
düşündüklerime bakıp, ben doğru ve iyiyim demek ki dedim.
yazık bana dedim.
haketmiyo bunları dedim.
dedim..
dedim..
dedim..
oysa ben ne doğruydum ne de iyiydim.
ben ne doğruymuşum ne de iyiymişim oysa.
bugün artık sarsılıp farkediyorum ki
ben yanlışım,
ben kötüyüm.
ben tam da kendimden nefret ettiğim gibiyim aslında.
insanların duaları, iyi dilekleri,
yalvarırcasına benim için güzel şeyler istemeleri,
en az kendileri kadar mutlu olmamı sabırla beklemeleri,
boşmuş.
o duaların, dileklerin,
yerini bir türlü bulmamasında bir terslik yokmuş.
hakettiğim bu kadarmış, buymuş.
kendime acımaya hiç gerek yokmuş.
acınacak bir şey varsa, insanların iyi niyetleriymiş.
o onların güzellikleriymiş.
benim değil.
benimki zaten hiç yokmuş.
hayatımın büyük kısmını kendimden nefret ederek geçirdim.
bir büyük kısmını da kendime acıyarak.
ve üzülürdüm kendime, tiksinmediğim zamanlarda.
bugün artık yeni şeyler düşünüyorum kendimle ilgili.
yeni şeyler farkediyorum daha doğrusu.
haketmiyorum.
kendime acımak,
kendime üzülmek,
hep daha iyisini hakettiğimi düşünmekten gelir.
bence.
oysa ben haketmiyorum.
çünkü ben tam da kendimden nefret ettiğim gibiyim aslında.
ne acıdığım kadar yazık,
ne üzüldüğüm kadar haksızlığa uğramış.
ben tam da kendimden nefret ettiğim gibiyim aslında.
doğru/yanlış ve iyi/kötü hakkında konuşmayı pek iyi bildim.
her zaman ve her yerde ve herkesle ve her konuda.
ağzımdan çıkanlara bakıp, düşündüklerim bunlar demek ki dedim.
düşündüklerime bakıp, ben doğru ve iyiyim demek ki dedim.
yazık bana dedim.
haketmiyo bunları dedim.
dedim..
dedim..
dedim..
oysa ben ne doğruydum ne de iyiydim.
ben ne doğruymuşum ne de iyiymişim oysa.
bugün artık sarsılıp farkediyorum ki
ben yanlışım,
ben kötüyüm.
ben tam da kendimden nefret ettiğim gibiyim aslında.
bana fazla.
bazılarının başına gelen o güzel şeyler,
o normal şeyler,
bana fazla.
bana çok fazlaymış.
beklemek hataymış.
hatammış.
insanların duaları, iyi dilekleri,
yalvarırcasına benim için güzel şeyler istemeleri,
en az kendileri kadar mutlu olmamı sabırla beklemeleri,
boşmuş.
o duaların, dileklerin,
yerini bir türlü bulmamasında bir terslik yokmuş.
hakettiğim bu kadarmış, buymuş.
kendime acımaya hiç gerek yokmuş.
acınacak bir şey varsa, insanların iyi niyetleriymiş.
o onların güzellikleriymiş.
benim değil.
benimki zaten hiç yokmuş.
çünkü ben,
tam da kendimden nefret ettiğim gibiymişim aslında.
çünkü ben,
ne doğruymuşum ağzımdan çıkanlar kadar.
ne iyiymişim düşündüklerim gibi.
çünkü benim,
savunulacak bir tarafım yok.
yokmuş.
savunduğum hataymış, boşmuş.
hiçbir ahlaklı tarafım yokmuş.
iyi niyetlere saygısızlığım çokmuş.
midesizliğim boyumu aşmış, yol olmuş.
atıp tuttuklarımın kesesi bolmuş.
doğruyu seçen duyularım kör,
iyiyi bekleyen kalbim kofmuş.
sevebildiği için kendini iyi sanan
sevdikçe her yaptığını doğru sayan
ben,
yanlış üstüne yanlış yapmış,
kötü bildiğinden de kötü olmuş.
kötüler de severmiş, haberim yokmuş.
nasıl bir bünyeymiş ki benimki,
midesi bulanmadan 30 yaşını doldurmuş.
tam da kendimden nefret ettiğim gibiymişim aslında.
çünkü ben,
ne doğruymuşum ağzımdan çıkanlar kadar.
ne iyiymişim düşündüklerim gibi.
çünkü benim,
savunulacak bir tarafım yok.
yokmuş.
savunduğum hataymış, boşmuş.
hiçbir ahlaklı tarafım yokmuş.
iyi niyetlere saygısızlığım çokmuş.
midesizliğim boyumu aşmış, yol olmuş.
atıp tuttuklarımın kesesi bolmuş.
doğruyu seçen duyularım kör,
iyiyi bekleyen kalbim kofmuş.
sevebildiği için kendini iyi sanan
sevdikçe her yaptığını doğru sayan
ben,
yanlış üstüne yanlış yapmış,
kötü bildiğinden de kötü olmuş.
kötüler de severmiş, haberim yokmuş.
nasıl bir bünyeymiş ki benimki,
midesi bulanmadan 30 yaşını doldurmuş.
20090513
beni yaramaz!
işe yaramazlık nerde başlar, nerde biter?
işsiz kalmakla mı başlar işe yaramazlık?
iş bulmakla mı biter?
işe yaramaz mı iş bulmak?
yaramazlık iş buldurmaz mı?
yaramazlığı iş edinmek bir işe yarar mı?
iş bulamamak bir nevi yaramazlık mı?
yazar ne yazar ne yazamazken,
işsiz ne arar ne aramazken,
yaramazlık neye yarar, neye yaramazken?
işsiz kalmakla mı başlar işe yaramazlık?
iş bulmakla mı biter?
işe yaramaz mı iş bulmak?
yaramazlık iş buldurmaz mı?
yaramazlığı iş edinmek bir işe yarar mı?
iş bulamamak bir nevi yaramazlık mı?
yazar ne yazar ne yazamazken,
işsiz ne arar ne aramazken,
yaramazlık neye yarar, neye yaramazken?
20090508
same house. new home.
aynı evde, aynı yalnızlıkla, neyi ne kadar evirip çevirsen de, ev aynı evdir.
aynı evde, sırf yalnız olmamakla bile, hiçbir şeyi yerinden oynatmasan da, ev değişmiştir.
velhasıl,
aynı evde, artık yalnız olmayarak, üstelik pek çok şeyi de değiştirmekle, değişen evin, orta yerinde oturuyorum şimdi.
dünya varmış..
aynı evde, sırf yalnız olmamakla bile, hiçbir şeyi yerinden oynatmasan da, ev değişmiştir.
velhasıl,
aynı evde, artık yalnız olmayarak, üstelik pek çok şeyi de değiştirmekle, değişen evin, orta yerinde oturuyorum şimdi.
dünya varmış..
20090424
seyahat engeliniz var mı?
ben bir küçük seyahat engeliyim.
dağlar denizler aşmaya isteksizlik sebebiyim.
orda bir yer var uzakta,
gitmek görmek istersen,
at bavuluna, ben de geleyim.
20090423
23 nisan laura bayramı
23nisan2bin3
people are strange.
yes they are.
we are strange.
we surely are.
which one of us is stranger now?
kapının önüne konan?
kapının ardında kalan?
23nisan2bin7
– görüşelim derim çocuk bayramında.
– bayramdan bayrama.
– : ) konuşuruz. ararım. falan.
– =) yalnız mesafeli olsun lütfen.
– öperim. mesafeden.
23nisan2bin9
– high fidelity: laura. in treatment: laura.
– hmm. mmm. 23 nisan laura bayramı.
20090414
yarın günlerden kim?
bugün aslında dün müydü diye diye geçen ongünler
dün diilse ne gündü diye diye karmakarışmalar
bi gün kaç saatte bitmez bakalım diye diye uyanmalar
bi gün kaç saatçik ki böyle diye diye uyuyamamalar
geçmek bilmez günleri bi çırpıda yutmalar
bi çırpıda biten günleri çiğnedikçe yutamamalar
nihayetinde,
1 saatin 60 dakika
1 günün 24 saat
1 haftanın 7 gün
1 ayın 4 hafta
ve dolayısıyla aslında
1 ayın 28 gün
olduğu
bi takvime ithafen,
kakaolu kahveli likörlü muzlu pasta yaptım.
20090413
menümüz yenilenmiştir
değerli müdavimimiz,
dünbugünyarın çorbasının dünü fazla kaçmış.dilek ve şikayetleriniz doğrultusunda bundan böyle yalnızca bugün ve yarınla servis ediyoruz.
yeni menümüzde temizbaşlangıçlar sayfasında bugünyarın çorbası adıyla bulabilirsiniz.
garsonunuzdan ısrarla isteyiniz.
afiyet olsun.
bizi seçtiğiniz için teşekkürler.
20090412
gökten üç elma düşmüş
biri güneş kırmızısı
biri kum sarısı
biri deniz yeşili
biri saç kırmızısı
biri göz sarısı
biri el yeşili
biri dur kırmızısı
biri hazır sarısı
biri geç yeşili
tutabilene aşkolsun
remaining silent: top 10 reasons for doing so
1. when words are about to be spoken in anger and might be regretted.
2. when it has been said before and is not worth repeating.
3. to justify one's behaviour, of which one is not proud, by citing someone else's.
4. to avoid inflicting unconstructive criticism.
5. when silence resonates and words are empty.
6. when honourable actions are more expressive than words.
7. after indicating graciously that the question oversteps one's boundaries.
8. when the moment is perfect without words.
9. when the heart is full and speaking would be a drain.
10. when to speak would only be to boast.
+ when there's no one to talk to.
20090410
içinin kırmızısı saçından taşanlar
uzatır da uzatırlar kırmızılarını
dalga dalga
şekilli şekilsiz
kırmızılar kısalmazlar
içinin sustukları saçından taşanlar
toplar da toplarlar
toka tutmaz susmalar
taşarlar sağdan soldan
sustuğunun kırmızısı saçından taşanlar
yüzer de yüzerler
akıtır da akıtırlar
akanlar sularda yokolmazlar
baştan boyar kendini kırmızılar
içinin kırmızısı saçından taşanlar
keser de keserler
taşan taşınamayan uçlarından
uzar da uzar kırmızılar
içinden saçından
kararmazlar
dalga dalga
şekilli şekilsiz
kırmızılar kısalmazlar
içinin sustukları saçından taşanlar
toplar da toplarlar
toka tutmaz susmalar
taşarlar sağdan soldan
sustuğunun kırmızısı saçından taşanlar
yüzer de yüzerler
akıtır da akıtırlar
akanlar sularda yokolmazlar
baştan boyar kendini kırmızılar
içinin kırmızısı saçından taşanlar
keser de keserler
taşan taşınamayan uçlarından
uzar da uzar kırmızılar
içinden saçından
kararmazlar
20090407
il m'aime..
.. un peu .. beaucoup .. passionnément .. à la folie .. pas du tout .. un peu .. beaucoup .. passionnément .. à la folie .. pas du tout .. un peu .. beaucoup .. passionnément .. à la folie .. pas du tout .. un peu .. beaucoup .. passionnément .. à la folie .. pas du tout .. .. un peu .. beaucoup .. passionnément .. à la folie!
20090405
20090404
20090402
hayal bu ya
ben de hayal kuruyorum.
tabi ki.
arada bi dalıyorum, çıkamıyorum.
çıkmıyorum.
daldığım yerden sizlere bakıyorum.
dalmak istediklerinize.
çoğunuzunkini anlıyorum.
diliyorum da diliyorum, siz de çıkamayın umarım.
bu çoğu sizler için dilimden geleni diliyorum.
bazılarınızınkini biliyorum.
benimkine benzemekteler.
bu bazı sizlere yakın duruyorum.
daldığım yere dalmanızı bekliyorum.
ayaklarınızdan tutup yakınıma çekiyorum bazen.
bazen tutamıyorum, çok açılmayın diyorum.
küçüğüm. yetişemem.
siz,
hm evet siz,
sularıma doğru bi dalıp bi açılan.
çok uzağıma açılmayın olmaz mı?
yakın sularda yüzelim.
20090325
"yazının silgiyle silindiği gibisin"
uyuyan birini
mutlak bi sessizlik
derin bi anlama açlığı
algısı açık bi ilgi
iade edilmiş bi sevgi
ve kocaman gözlerle
yeterince izlerseniz
içinizden sorduğunuz o tek bi soruya
cevap vererek uyanabiliyo.
denemiştim vaktiyle.
olmuştu.
buna göre ben,
yazının silgiyle silindiği gibiyim.
yani tam da silinmiş sayılmam aslında.
siliniyim isterken mutlaka kalmıştır izim.
belki sadece silenin becerebildiği kadar silindim.
kimbilir belki zaten bu kadar silinmeliydim.
bi gün izlerimden okunmak için silinmiş de olabilirim.
ve şayet istenirse bugün bile okunabilirim.
yazılmışımı bilene fazla silinmiş gelebilirim.
o zaman izlerimi takiben yeniden yazılabilirim.
baştan.
yine kurşun kalemle.
bi daha silinebiliyim diye gerekirse.
silgiyle.
20090320
20090318
aldım kabul ettim
çakılıp kalıyomuşum.
efendim?
şöyle bişiymiş:
kalmak, gidememek, kalakalmak, gitmemek.
gibi.
yani olaylardan olduğu kadar mekanlardan aslında.
olaylar tezahür edince, mekanlardan kıpırdamamak.
gibi.
durumlarla başedebilene kadar olduğum yerde kalmak gibi.
ya da x bi metrekare içinden ayrıl(a)mamak.
her nerede tezahür etmişse durum. mutsuz durum.
bi yol bulana kadar görünmez olmak.
gibi.
farketmemiştim.
"dört ayağımı toplayıp şöyle kıpırdamadan durursam kimse beni farketmez!"
ilahi zoyn.
dnzkz mucidisin zoyn.
yaşasın zoyn ve gözüme soktukları.
bu tazece tespiti çekiştirip genişletelim.
çıkalım mutsuz durumlardan. çıkalım çıkalım.
düz gidelim biraz, nefesler alalım.
sola dönelim, bi değişiklik yapalım.
orda bi yerde mutluluk. kime sorsan gösterir.
şurası işte, bulduk sanki.
duralım, bakalım biraz. kalalım biraz.
kalalım. biraz daha kalalım. kalalım yaa, daha kalalım.
ey ikinci durumun mekanları, insanları.
ben sizde de çakılıp kalıyorum.
var mı şikayeti olan?
efendim?
şöyle bişiymiş:
kalmak, gidememek, kalakalmak, gitmemek.
gibi.
yani olaylardan olduğu kadar mekanlardan aslında.
olaylar tezahür edince, mekanlardan kıpırdamamak.
gibi.
durumlarla başedebilene kadar olduğum yerde kalmak gibi.
ya da x bi metrekare içinden ayrıl(a)mamak.
her nerede tezahür etmişse durum. mutsuz durum.
bi yol bulana kadar görünmez olmak.
gibi.
farketmemiştim.
"dört ayağımı toplayıp şöyle kıpırdamadan durursam kimse beni farketmez!"
ilahi zoyn.
dnzkz mucidisin zoyn.
yaşasın zoyn ve gözüme soktukları.
bu tazece tespiti çekiştirip genişletelim.
çıkalım mutsuz durumlardan. çıkalım çıkalım.
düz gidelim biraz, nefesler alalım.
sola dönelim, bi değişiklik yapalım.
orda bi yerde mutluluk. kime sorsan gösterir.
şurası işte, bulduk sanki.
duralım, bakalım biraz. kalalım biraz.
kalalım. biraz daha kalalım. kalalım yaa, daha kalalım.
ey ikinci durumun mekanları, insanları.
ben sizde de çakılıp kalıyorum.
var mı şikayeti olan?
20090315
a staring girl i am
– meraba.
– meraba?
– şey ben hep sana bakıyorum ya hani-
– öle mi, hiç farketmedim.
– ...
– ha yani mühim diil.
– yani sapık diilim aslında.
– ...
– şey sen bana bu kitabı hatırlatıyosun. gittim aldım işte. sana hediye etmek istiyorum.
– aa okudum ki ben onu.
– ...
– hm yani alıyım, teşekkür ederim..
– m benim adım.
– dnzkz ben de.
tim burton's staring girl
– meraba?
– şey ben hep sana bakıyorum ya hani-
– öle mi, hiç farketmedim.
– ...
– ha yani mühim diil.
– yani sapık diilim aslında.
– ...
– şey sen bana bu kitabı hatırlatıyosun. gittim aldım işte. sana hediye etmek istiyorum.
– aa okudum ki ben onu.
– ...
– hm yani alıyım, teşekkür ederim..
– m benim adım.
– dnzkz ben de.
tim burton's staring girl

I once knew a girl
who would just stand there and stare.
At anyone or anything,
she seemed not to care

She'd stare at the ground,

She'd stare at the sky.

She'd stare at you for hours,
and you'd never know why.

But after winning the local staring contest,

she finally gave her eyes
a well-deserved rest.
19781020
kendi küçük hüznü büyük dnzkz
kendi hayatını
kendi elleriyle getirdiği yerde
kendi duramayan
kendi küçük hüznü büyük dnzkz
kendi kadar karmaşık cümleler yazdı kendince.
kalbimiz adımızdan önce gelir,
adımız kendimizden önce.
bakışlarımız gelir sözlerimizden önce.
ve hislerimiz, bakışlarımızdan da önce.
bir varmış bir yokmuş günler, hele bugünler,
masallar var bende gerçeklerden önce.
kendi hayatını
kendi elleriyle getirdiği yerde
kendi duramayan
kendi küçük hüznü büyük dnzkz
kendi yalnızlığına daldı durduk yerde.
yoksan bilmeliyim yok olduğunu ve yok olmalıyım tez elden.
öylece sessiz yok olduysan da anlarım çok geçmeden.
bilsem de bilmesem de,
yoksan sen yok olmalıyım ben de.
benim cümlelerim kaldı sende,
senin sessizliğin bende.
ki tüm harflerini gönderdin bilmeden,
hepsi senden. hepsi bende.
kendi hayatını
kendi elleriyle getirdiği yerde
kendi duramayan
kendi küçük hüznü büyük dnzkz
kendi kendine kaldı üç noktanın sonunda.
tek başımayken mutluyum.
tek başımayken iyiyim.
tek başımayken doğruyum.
tek başımayken güzelim.
kıyaslanacak kimsem yok tek başımayken.
kendi hayatını
kendi elleriyle getirdiği yerde
kendi duramayan
kendi küçük hüznü büyük dnzkz
kendi renkliliğinin özetini yaptı kendine.
siyah çok siyah, beyaz çok beyaz bazen.
aradaki yolu katetmek, safi yorucu, safi çeşitli.
ya siyah ya beyaz kadar net olsun gerekir hayat bazen.
ama siyah çok siyah, beyaz çok beyaz.
kendi hayatını
kendi elleriyle getirdiği yerde
kendi duramayan
kendi küçük hüznü büyük dnzkz
uyudu kaldı kendi gökkuşağının dibinde.
kağıttan adamlar ve bezden bebekler.
renkli renkli balonlar ve minik saydam bilyeler.
ebeler, sobeler, kutu kutu penseler.
küçücük parmaklarla kalelere mum dikmeler.
bardak bardak sütlerle uykulara yatmalar.
uyuyup uyanmalar, uyuyup büyümeler.
kendi hayatını
kendi elleriyle getirdiği yerde
kendi duramayan
kendi küçük hüznü büyük dnzkz
daldı kayboldu kendi denizinde.
bir varmış bir yokmuş dağlar, evler, ülkeler.
bir azmış bir çokmuş onlar, yüzler, binler.
bir açmış bir tokmuş devler, cinler, periler.
bir almış bir vermiş yollar, yıllar, eller.
bir almış bir vermiş günler, geceler, düşler.
kendi elleriyle getirdiği yerde
kendi duramayan
kendi küçük hüznü büyük dnzkz
kendi kadar karmaşık cümleler yazdı kendince.
kalbimiz adımızdan önce gelir,
adımız kendimizden önce.
bakışlarımız gelir sözlerimizden önce.
ve hislerimiz, bakışlarımızdan da önce.
bir varmış bir yokmuş günler, hele bugünler,
masallar var bende gerçeklerden önce.
kendi hayatını
kendi elleriyle getirdiği yerde
kendi duramayan
kendi küçük hüznü büyük dnzkz
kendi yalnızlığına daldı durduk yerde.
yoksan bilmeliyim yok olduğunu ve yok olmalıyım tez elden.
öylece sessiz yok olduysan da anlarım çok geçmeden.
bilsem de bilmesem de,
yoksan sen yok olmalıyım ben de.
benim cümlelerim kaldı sende,
senin sessizliğin bende.
ki tüm harflerini gönderdin bilmeden,
hepsi senden. hepsi bende.
kendi hayatını
kendi elleriyle getirdiği yerde
kendi duramayan
kendi küçük hüznü büyük dnzkz
kendi kendine kaldı üç noktanın sonunda.
tek başımayken mutluyum.
tek başımayken iyiyim.
tek başımayken doğruyum.
tek başımayken güzelim.
kıyaslanacak kimsem yok tek başımayken.
kendi hayatını
kendi elleriyle getirdiği yerde
kendi duramayan
kendi küçük hüznü büyük dnzkz
kendi renkliliğinin özetini yaptı kendine.
siyah çok siyah, beyaz çok beyaz bazen.
aradaki yolu katetmek, safi yorucu, safi çeşitli.
ya siyah ya beyaz kadar net olsun gerekir hayat bazen.
ama siyah çok siyah, beyaz çok beyaz.
kendi hayatını
kendi elleriyle getirdiği yerde
kendi duramayan
kendi küçük hüznü büyük dnzkz
uyudu kaldı kendi gökkuşağının dibinde.
kağıttan adamlar ve bezden bebekler.
renkli renkli balonlar ve minik saydam bilyeler.
ebeler, sobeler, kutu kutu penseler.
küçücük parmaklarla kalelere mum dikmeler.
bardak bardak sütlerle uykulara yatmalar.
uyuyup uyanmalar, uyuyup büyümeler.
kendi hayatını
kendi elleriyle getirdiği yerde
kendi duramayan
kendi küçük hüznü büyük dnzkz
daldı kayboldu kendi denizinde.
bir varmış bir yokmuş dağlar, evler, ülkeler.
bir azmış bir çokmuş onlar, yüzler, binler.
bir açmış bir tokmuş devler, cinler, periler.
bir almış bir vermiş yollar, yıllar, eller.
bir almış bir vermiş günler, geceler, düşler.
Subscribe to:
Posts (Atom)




